Zuinl duzş? mulcdğ zuinl hlrıeu a mulcdğ hlrı erırp erırmğz uzludusndhırs çğz çr erırsr ;İ
f g ğ ı o d r n h p q w
u i e a ü t k m l y ş x
j ö v c ç z s b
9 Ocak 2010 Cumartesi
öyle geldi içimden...
Hani giderken bana demiştin ya sen yolcu yolunda gerek...
Bu şarkıyı severim Joshua pek bir güzeldir.
Hıhı evet Beyaz Show açık Tv'de. Ben kukumav kuşu gibi düşünürken, Aaa! dedim birden şarkıya kulak verince. Neyse öyle işte :)
Hadi şimdi yatalım yarın erken kalkalım :):):)
Bu şarkıyı severim Joshua pek bir güzeldir.
Hıhı evet Beyaz Show açık Tv'de. Ben kukumav kuşu gibi düşünürken, Aaa! dedim birden şarkıya kulak verince. Neyse öyle işte :)
Hadi şimdi yatalım yarın erken kalkalım :):):)
8 Ocak 2010 Cuma
Bazen isteyince oluyor be!
Joshua şaşkınlık içersinde gördüm seni. Beklemiyordun değil mi beni? Ben böyle sürprizleri severim. Neyse fazla vakit geçiremeyeceğim şimdi seninle. Hasta ablam, tuhaf durumların kadını annem ve bu ailenin en normal üyesi olan ben (babam google earth'nün başında oldukça mutlu hem o bu tarz filmleri sevmiyormuş) Mr. Bean's Holiday filmini seyredeceğiz. En son orta okula gidiyordum galiba Mr. Bean filmi seyrettiğimde. Neyse sevgili annem komedi filmi seyredelim dedi bizde hadi o zaman dedik. :D:D:D Bakalım bu defa ki macerası nasıl olacak?
Fransa'ya gitmiş Mr. Bean ah! ah! Birde eurostar'la yolculuk yapıyor. Anılarım canlanıyor kahroluyorum. Joshuacığım şimdi biz Ayşe ile Pisa'ya Pisa kulesini görmeye oradan da denize girmek için Viareggio'ya geçmiştik tabi biz regionalelerle yolculuk yapıyoruz. Eurostar lüks kalıyor sonuçta 9 euro vermek var 21 euro vermek var. Neyse biz Viareggio'dan dönüşte direkt Floransa'ya tren olmadığından önce Pisa ondan sonra Floransa'ya gidecektik. Biz trene alelacele yetişip Pisa'ya geçtik trenlerin geliş saatleride çok kısa aralıklarla tabi birde en küçük tren istasyonu bile 8 peron olunca bizim trenler arası depar atmamız gerekli. Koştur koştur doğru perona gelince baktık ki floransa için eurostar gelmiş. Bizim elimizde 2. sınıf regionale biletler var. Saatte geç oldu. Ayşe bu biletlerde eurostarda geçiyor dedi. Biz koştur koştur bindik eurostar'a içi bildiğin buzhane isterse saray olsun. Neyse biz gülüşüyoruz mutluyuz falan filan derken kondüktör geldi biletler dedi. Biz ezik biletlerimizi gösterince tabi 18 euro ceza da bize girdi :S Hayır tekrar para ödemek durumunda kaldığımamı yanayım klima sebebi ile bir tarafımın donduğuna mı yanayım? Zaten İtalya'da ki trenler sağolsun buz gibi. Birde yolculuğa çıkarken öyle gerzek bir durumla karşılaşıyordum. (bu arada filme zorunlu mola vermek sebebinde kaldım ablamın iğne için hastahaneye gitmesi gerekiyorda ondna düştü yine çenem pardon elim :( ) Dışarısı 40-41 derece ve kuru sıcak conversimin tabanı eriyordu düşün hatta ojelerim çorabıma yapışıyordu o denli iğrenç bir sıcak neyse trenlerde olabildiğine soğuk. İnsanız sonuçta fizyolojimiz bunu nasıl kaldırsın. Valla uyusan ölürsün o kadar soğuk bir tren düşün. Hani anlamıyorum o derece soğuk olması bir tek beni mi rahatsız ediyordu? Millet donmuyor muydu?İnsanlar trene bindiğinde karşılaştığı ani hava değişimini nasıl bu kadar normal karşılıyordu? Falan filan... Regionaleler bu kadar soğukken eurostarın o kadar soğuk olmasına getirdiğim yorum şuydu: Paranla sersefil oluyorsun, bu kadar! :D:D:D Ya bu, siz bu kadar para verdiniz daha az üşüyün siz daha çok para verdiniz alın ulan size sıvı nitrojenle -196 santigrat mı? Ne bu yav! İtalyan Devlet Demir Yolları(!) :D:D:D sana sesleniyorum şu klimayı insanların barına bileceği bir soğukluk derecesinde aç! Trene cıbıl cıbıl binebilecek cesarette insanlar gördüm ben boşver onların ekstrem tercihlerini bizim gibi soğuktan havlusuna, polarına sarılmış insanlara bak! Bizde Avrupayız bir yerde ya ama sen ille de Ruslar diyorsan bilemem tabi :(:(:( Her şeye rağmen güzel anılardı be! Özledim! :(:(:( Sırtımda çantam elimde çıkınım kulağımda "attenzione!" sesini özledim. Bak joshua nereden nereye geldik gördün mü?
Konu atlayayım bari. Bugün Nilaycan çok hasta olduğu için onun yerine bugün tiyatroda 5. ceset rolünü ben oynadım. :):):) Çok heyecan vericiydi. Aslında sahneye her çıkışımda heyecanlanıyor olmamı seviyorum küçücük roller olsada adrenalimi yükseltiyor :D. Şimdi kendimle kısa bir söyleşi. "Evet Nihan hanım bu tiyatro oyununda ölü bir kişiyi canlandırmışsınız(bu kelime adamı çelişkiden ironiye her bi şeye sürükler adamı). Rolünüze nasıl hazırlandınız acaba? Özümsemek için neler yaptınız?" soruyu soran bene cevap veren ben: Eee şimdi şöyle oldu, kem.. küm.. Aslında benimsemek derken? Bir ara morg ziyaretim olmadı değil tabi.
Oyun esnasında Ayşegül ve Duygu'nun aralarında geçen muhabbet.
Ayşegül: Duygu fark ettin mi ışıklar kapanır kapanmaz ilk kalkan hep Nihan?
Duygu: Evet Nihan hemen kalkıyor.
Ayşegül: Aslında ben oyun esnasında nasıl put gibi durduğuna şaşırıyorum.
Ayşegül'ün bana söylediği tek şeyde bu oldu. Nihan gülmeden, hareket etmeden nasıl durdun tebirk ediyorum seni arkadaşım.
İşte Joshua biz buna tiyatro aşkı, sahnede devleşme diyoruz! :P:D:D (bak bu megolamanlığın en önde bayrak koşanın söyleceği şeydir)
Ayrıca unutmadan, aklıma gelmişken söyleyeyim. Dün sayıp sövdüğüm bilgisayar dersinden geçiyorum Joshuacığım hadi hayırlı uğurlu olsun. :D:D:D
Şimdilik bu kadar lak lak yeter. Öperim yanaklarından gözlerinden :D
Son olarak iyi ki bu defa uzatmayacağım demişim maşallah yin epey yazmışım. Neyse görüşmek üzere... :):)
Fransa'ya gitmiş Mr. Bean ah! ah! Birde eurostar'la yolculuk yapıyor. Anılarım canlanıyor kahroluyorum. Joshuacığım şimdi biz Ayşe ile Pisa'ya Pisa kulesini görmeye oradan da denize girmek için Viareggio'ya geçmiştik tabi biz regionalelerle yolculuk yapıyoruz. Eurostar lüks kalıyor sonuçta 9 euro vermek var 21 euro vermek var. Neyse biz Viareggio'dan dönüşte direkt Floransa'ya tren olmadığından önce Pisa ondan sonra Floransa'ya gidecektik. Biz trene alelacele yetişip Pisa'ya geçtik trenlerin geliş saatleride çok kısa aralıklarla tabi birde en küçük tren istasyonu bile 8 peron olunca bizim trenler arası depar atmamız gerekli. Koştur koştur doğru perona gelince baktık ki floransa için eurostar gelmiş. Bizim elimizde 2. sınıf regionale biletler var. Saatte geç oldu. Ayşe bu biletlerde eurostarda geçiyor dedi. Biz koştur koştur bindik eurostar'a içi bildiğin buzhane isterse saray olsun. Neyse biz gülüşüyoruz mutluyuz falan filan derken kondüktör geldi biletler dedi. Biz ezik biletlerimizi gösterince tabi 18 euro ceza da bize girdi :S Hayır tekrar para ödemek durumunda kaldığımamı yanayım klima sebebi ile bir tarafımın donduğuna mı yanayım? Zaten İtalya'da ki trenler sağolsun buz gibi. Birde yolculuğa çıkarken öyle gerzek bir durumla karşılaşıyordum. (bu arada filme zorunlu mola vermek sebebinde kaldım ablamın iğne için hastahaneye gitmesi gerekiyorda ondna düştü yine çenem pardon elim :( ) Dışarısı 40-41 derece ve kuru sıcak conversimin tabanı eriyordu düşün hatta ojelerim çorabıma yapışıyordu o denli iğrenç bir sıcak neyse trenlerde olabildiğine soğuk. İnsanız sonuçta fizyolojimiz bunu nasıl kaldırsın. Valla uyusan ölürsün o kadar soğuk bir tren düşün. Hani anlamıyorum o derece soğuk olması bir tek beni mi rahatsız ediyordu? Millet donmuyor muydu?İnsanlar trene bindiğinde karşılaştığı ani hava değişimini nasıl bu kadar normal karşılıyordu? Falan filan... Regionaleler bu kadar soğukken eurostarın o kadar soğuk olmasına getirdiğim yorum şuydu: Paranla sersefil oluyorsun, bu kadar! :D:D:D Ya bu, siz bu kadar para verdiniz daha az üşüyün siz daha çok para verdiniz alın ulan size sıvı nitrojenle -196 santigrat mı? Ne bu yav! İtalyan Devlet Demir Yolları(!) :D:D:D sana sesleniyorum şu klimayı insanların barına bileceği bir soğukluk derecesinde aç! Trene cıbıl cıbıl binebilecek cesarette insanlar gördüm ben boşver onların ekstrem tercihlerini bizim gibi soğuktan havlusuna, polarına sarılmış insanlara bak! Bizde Avrupayız bir yerde ya ama sen ille de Ruslar diyorsan bilemem tabi :(:(:( Her şeye rağmen güzel anılardı be! Özledim! :(:(:( Sırtımda çantam elimde çıkınım kulağımda "attenzione!" sesini özledim. Bak joshua nereden nereye geldik gördün mü?
Konu atlayayım bari. Bugün Nilaycan çok hasta olduğu için onun yerine bugün tiyatroda 5. ceset rolünü ben oynadım. :):):) Çok heyecan vericiydi. Aslında sahneye her çıkışımda heyecanlanıyor olmamı seviyorum küçücük roller olsada adrenalimi yükseltiyor :D. Şimdi kendimle kısa bir söyleşi. "Evet Nihan hanım bu tiyatro oyununda ölü bir kişiyi canlandırmışsınız(bu kelime adamı çelişkiden ironiye her bi şeye sürükler adamı). Rolünüze nasıl hazırlandınız acaba? Özümsemek için neler yaptınız?" soruyu soran bene cevap veren ben: Eee şimdi şöyle oldu, kem.. küm.. Aslında benimsemek derken? Bir ara morg ziyaretim olmadı değil tabi.
Oyun esnasında Ayşegül ve Duygu'nun aralarında geçen muhabbet.
Ayşegül: Duygu fark ettin mi ışıklar kapanır kapanmaz ilk kalkan hep Nihan?
Duygu: Evet Nihan hemen kalkıyor.
Ayşegül: Aslında ben oyun esnasında nasıl put gibi durduğuna şaşırıyorum.
Ayşegül'ün bana söylediği tek şeyde bu oldu. Nihan gülmeden, hareket etmeden nasıl durdun tebirk ediyorum seni arkadaşım.
İşte Joshua biz buna tiyatro aşkı, sahnede devleşme diyoruz! :P:D:D (bak bu megolamanlığın en önde bayrak koşanın söyleceği şeydir)
Ayrıca unutmadan, aklıma gelmişken söyleyeyim. Dün sayıp sövdüğüm bilgisayar dersinden geçiyorum Joshuacığım hadi hayırlı uğurlu olsun. :D:D:D
Şimdilik bu kadar lak lak yeter. Öperim yanaklarından gözlerinden :D
Son olarak iyi ki bu defa uzatmayacağım demişim maşallah yin epey yazmışım. Neyse görüşmek üzere... :):)
7 Ocak 2010 Perşembe
Hım... 2010...
Sinirlenmiş ben ve yeni yılın ilk blogunda sohbet edilen Joshua. O yüzden evet hım... :) Bilgisayar dersi senden nefret ediyorum yarın bilgisayar sınavı olması durumundan iğreniyorum. Açılın lütfen bi' kusup gelmem lazım. Ben aslında kimya sınavı var sanıyordum bu bana yapılan bir haksızlık mı yoksa üniversitenin sayfasından sınav günlerini adam gibi öğrenmemiş olmamdan mı kaynaklı? Yok tüm fikrimi değiştirdim ben kendi beynimin mağduru oldum.
Sınavların çoğu bitti azı kaldı gel gör ki bende derin izi kaldı. Şöyle bir bana süpriz olması amaçlı şu sınavları gereken puanla geçsem de bütünlemeymiş falanmış filanmış uğraşmasam ne güzel olurdu... Ama işte ancak olur_du! :S Bu arada " Demir iyi çocuk" anneanneme sevgilerimle... :):):):) Bu sözdür bizde demir ve benzeri isimlere sempati kazandıran :P:D Mesela benim çocuğum olsa ileride oğlan olursa tabi adını demir, demirhan ya da demircan (yok be bu iğrenç oldu :S) koyacağım yani o derece :P Neyse aklıma gelmişken diziler konusu beynimdeyken belirtmek isterim, madem sürekli Türk Klasikleri dizi"film" haline geliyor bence artık dünya klasiklerine geçme vaktide geldi bence ilk olarak Suç ve Ceza'dan başlamalılar tabi Dostoyevski'nin kemikleri mi sızlar adamcağız mezarında ters mi döner bilmiyorum ama bizimkilerin çoktan ters döndüğü kesin. Neyse bu kadar sosyal mesaj yeterli ve aslında gereksizdi ya boşver be Joshua.
2010'dayız değil mi şimdi biz? Çok komik geliyor bazen bu durum bana, gereksiz yere. Ben bu yıla bomba gibi başladığıma inanıyorum Joshua. Bundan önce ki yıllarda hep yeni gelen yılın benim için şansız ve de berbat geçeceği düşüncesi doğardı. İlk kez bu denli kendimi yenilenmiş hissediyorum. Oysa çift sayılardan hiç haz etmem bilirsin. Ben bu yıl egomu pohpohlayıp tekrar eski ben olacağım evet, evet hassas kalbim değil hassas egom benim biriciğim :D:D:D Kıskanma Joshua sen bilirsin yerini :)
Sanki joshua'yla konuşurken kendi kendime konuşmuyormuş gibi yapıp şöyle diyorum: Şimdi kendime sesleniyorum Joshua sen üzerine alınma ;) Bu yıl İstanbul'un olduğu kadar seninde yılın be güzelim iyi değerlendir bu parlak seneyi, kim bilir belki 2011 daha bi' iyi gelir!! :D:D:D
Şimdi düşünüyorumda aslında ben kendimi seviyorum, hem de çok seviyorum he :) Bu megolamanlık değil gerçekten. Çünkü kendimi tanıyorum ne olduğumu ne olmadığımı biliyorum. Bana ait olanı olduğu gibi dışarı yansıttığımı biliyorum.Yalan söylediğimde yüzümün kızardığını biliyorum. Utandığımda yüzümün kızardığını biliyorum. Güldüğümde gerçekten güldüğümü, ağladığımda gerçekten ağladığımı biliyorum ve bunları gün içerisinde de inişli çıkışlı yaşıyorum. Ben olduğum gibi yaşıyorum, hissettiğim gibi... Belki de o yüzden bu denli dengesiz olarak nitelendiriliyorum. O yüzden bana da kendini normal sıfatında değerlendirenler tuhaf geliyor. Eğer biz insansak (ki öylemiyiz genel olarak bilemiyorum. ki bu konuya da bu aralar fazla takığım neden bilinmez) bizim duygularımız var demektir, duygular değişkendir yani otomatik olarak bizde değişkeniz. Bu da benim değişkenliğimi açıklıyor sanırım. Kendimi tanıyorum demiştim o sebeple gerçekçide olmalıyım. Ben öyle sevgi pıtırcığı aman allahım bir insan falan değilim bu konuda anlaşalım. Oldukça uyuz, sinirli bir yapıya sahibim. En azından özümde bunun da olduğunu biliyorum. Bunu açıkça yaşıyabiliyor olmayı da seviyorum. Kimseye kendimi anlatmak zorunda olmadığımı biliyorum. (sen hariç Joshua :) ) Davranışlarımın tercümesini yapmak zorunda olmadığımı biliyorum, çünkü aslında insanlar biraz kulak verse her şeyin nedenini öğrenebileceğine inanıyorum ama insanlar bencilliğini kabul dahi etmiyorlar. Hala kendi yanlarından değerlendiriyorlar her şeyi. Kendi çıkarları doğrultusunda dinliyorlar seni beni. Ben mi? Ben bencilliğimin farkındayım hatta bazen bile bile bencilim. İtiraf edeyim bunun içinde seviyorum kendimi. Kendimde fark ettiğim bir şey daha, mutsuz olmak için hiç bir nedenim yokken mutluluğumu tuhaf bulan ve hangi sebeple bilmiyorum kendine mutsuzluklar uyduran bir deliyim. Neden? İnan bende bilmiyorum. Geçmişte yaşadığım saçma sapan bohemlere inat kendi kasvetinin içinde boğulan insanlara inat ben mutluyum ulan! Bir programda seyretmiştim bir bayan anlatıyordu psikiyatrist miydi neydi bilmiyorum ama diyordu ki: Bazı insanlar mutluluk geniyle doğar bazılarında bu gen olmaz. Bu gen olayı falan filan ne denli doğru bilmiyorum ama eğer varsa bende olduğu kesin. Biliyorum ki ne olursa olsun ben yine gülerim.
Neyse kendimle alakalı mükemmel özelliklerimi anlatmayacağım korkama Joshua :P:D:D Onları başkalarına bırakıyorum. ;) Bak şimdi megolamanlığa başlamış oldum. Ee bazen oda gerekli tabi suyunu çıkartmadan. Şuan saat 01:01 miş ve tarih 8 Ocak olmuş ben 7'i oldu sanıyordum. Bu yazıda yeni yılın ilk blogu oldu :) Umarım son olarak kalmaz malum şikayetçi olduğum bilgisayarım falan filan :D Bu kadar günah çıkartmada yeter sanırım. Ya gidip yatayım ya da yarın ki aptal sınav için kafama bir iki bilgi daha katayım. Teşekkürler bana az biraz ortak olduğun için.
Görüşmek dileğiyle, şimdilik hoşçakal bakalım.
Sınavların çoğu bitti azı kaldı gel gör ki bende derin izi kaldı. Şöyle bir bana süpriz olması amaçlı şu sınavları gereken puanla geçsem de bütünlemeymiş falanmış filanmış uğraşmasam ne güzel olurdu... Ama işte ancak olur_du! :S Bu arada " Demir iyi çocuk" anneanneme sevgilerimle... :):):):) Bu sözdür bizde demir ve benzeri isimlere sempati kazandıran :P:D Mesela benim çocuğum olsa ileride oğlan olursa tabi adını demir, demirhan ya da demircan (yok be bu iğrenç oldu :S) koyacağım yani o derece :P Neyse aklıma gelmişken diziler konusu beynimdeyken belirtmek isterim, madem sürekli Türk Klasikleri dizi"film" haline geliyor bence artık dünya klasiklerine geçme vaktide geldi bence ilk olarak Suç ve Ceza'dan başlamalılar tabi Dostoyevski'nin kemikleri mi sızlar adamcağız mezarında ters mi döner bilmiyorum ama bizimkilerin çoktan ters döndüğü kesin. Neyse bu kadar sosyal mesaj yeterli ve aslında gereksizdi ya boşver be Joshua.
2010'dayız değil mi şimdi biz? Çok komik geliyor bazen bu durum bana, gereksiz yere. Ben bu yıla bomba gibi başladığıma inanıyorum Joshua. Bundan önce ki yıllarda hep yeni gelen yılın benim için şansız ve de berbat geçeceği düşüncesi doğardı. İlk kez bu denli kendimi yenilenmiş hissediyorum. Oysa çift sayılardan hiç haz etmem bilirsin. Ben bu yıl egomu pohpohlayıp tekrar eski ben olacağım evet, evet hassas kalbim değil hassas egom benim biriciğim :D:D:D Kıskanma Joshua sen bilirsin yerini :)
Sanki joshua'yla konuşurken kendi kendime konuşmuyormuş gibi yapıp şöyle diyorum: Şimdi kendime sesleniyorum Joshua sen üzerine alınma ;) Bu yıl İstanbul'un olduğu kadar seninde yılın be güzelim iyi değerlendir bu parlak seneyi, kim bilir belki 2011 daha bi' iyi gelir!! :D:D:D
Şimdi düşünüyorumda aslında ben kendimi seviyorum, hem de çok seviyorum he :) Bu megolamanlık değil gerçekten. Çünkü kendimi tanıyorum ne olduğumu ne olmadığımı biliyorum. Bana ait olanı olduğu gibi dışarı yansıttığımı biliyorum.Yalan söylediğimde yüzümün kızardığını biliyorum. Utandığımda yüzümün kızardığını biliyorum. Güldüğümde gerçekten güldüğümü, ağladığımda gerçekten ağladığımı biliyorum ve bunları gün içerisinde de inişli çıkışlı yaşıyorum. Ben olduğum gibi yaşıyorum, hissettiğim gibi... Belki de o yüzden bu denli dengesiz olarak nitelendiriliyorum. O yüzden bana da kendini normal sıfatında değerlendirenler tuhaf geliyor. Eğer biz insansak (ki öylemiyiz genel olarak bilemiyorum. ki bu konuya da bu aralar fazla takığım neden bilinmez) bizim duygularımız var demektir, duygular değişkendir yani otomatik olarak bizde değişkeniz. Bu da benim değişkenliğimi açıklıyor sanırım. Kendimi tanıyorum demiştim o sebeple gerçekçide olmalıyım. Ben öyle sevgi pıtırcığı aman allahım bir insan falan değilim bu konuda anlaşalım. Oldukça uyuz, sinirli bir yapıya sahibim. En azından özümde bunun da olduğunu biliyorum. Bunu açıkça yaşıyabiliyor olmayı da seviyorum. Kimseye kendimi anlatmak zorunda olmadığımı biliyorum. (sen hariç Joshua :) ) Davranışlarımın tercümesini yapmak zorunda olmadığımı biliyorum, çünkü aslında insanlar biraz kulak verse her şeyin nedenini öğrenebileceğine inanıyorum ama insanlar bencilliğini kabul dahi etmiyorlar. Hala kendi yanlarından değerlendiriyorlar her şeyi. Kendi çıkarları doğrultusunda dinliyorlar seni beni. Ben mi? Ben bencilliğimin farkındayım hatta bazen bile bile bencilim. İtiraf edeyim bunun içinde seviyorum kendimi. Kendimde fark ettiğim bir şey daha, mutsuz olmak için hiç bir nedenim yokken mutluluğumu tuhaf bulan ve hangi sebeple bilmiyorum kendine mutsuzluklar uyduran bir deliyim. Neden? İnan bende bilmiyorum. Geçmişte yaşadığım saçma sapan bohemlere inat kendi kasvetinin içinde boğulan insanlara inat ben mutluyum ulan! Bir programda seyretmiştim bir bayan anlatıyordu psikiyatrist miydi neydi bilmiyorum ama diyordu ki: Bazı insanlar mutluluk geniyle doğar bazılarında bu gen olmaz. Bu gen olayı falan filan ne denli doğru bilmiyorum ama eğer varsa bende olduğu kesin. Biliyorum ki ne olursa olsun ben yine gülerim.
Neyse kendimle alakalı mükemmel özelliklerimi anlatmayacağım korkama Joshua :P:D:D Onları başkalarına bırakıyorum. ;) Bak şimdi megolamanlığa başlamış oldum. Ee bazen oda gerekli tabi suyunu çıkartmadan. Şuan saat 01:01 miş ve tarih 8 Ocak olmuş ben 7'i oldu sanıyordum. Bu yazıda yeni yılın ilk blogu oldu :) Umarım son olarak kalmaz malum şikayetçi olduğum bilgisayarım falan filan :D Bu kadar günah çıkartmada yeter sanırım. Ya gidip yatayım ya da yarın ki aptal sınav için kafama bir iki bilgi daha katayım. Teşekkürler bana az biraz ortak olduğun için.
Görüşmek dileğiyle, şimdilik hoşçakal bakalım.
23 Aralık 2009 Çarşamba
Bu an hayatımın o anı olmaya değer! Ağlayabilir miyim?
Joshuaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa!!!!
Eşekler kadar özledim seni, çok özledim ya! Yıllardır göremediğim (engellendiğim) dostumla karşılaşmış gibi oldum. Sensiz geçen günlerimin hezeyanı içerisinde debelenirken şimdi tanrım şimdi... İnan mutluluktan ve saçmalıyor olduğumdan ne dediğimi idrak edemiyorum. Ama sen kusuruma bakmazsın sevgili beynimin sağ lobu :D Neden yoktun? Neden beni bu sanal ortamda yapayalnız bırakıp gittin? diyebilirsin. Düşünce yoluyla beni tartaklayabilirsin, hatta aşağılayabilirsin bile. Bu gece her şeye izin var ama sonrası için bir şey diyemem be Joshua! Belki de bu yazı 2009 un, hayatımın en tuhaf yılının, son yazısı bile olabilir. Gerizekalı bilgisayar formatlandığından beri blogspot.com a hata verip duruyor(dns ayarlarının yapılmış olmasına karşılık). Biliyorum çok kızgınsın bende öyleyim fakat bazen koşullar bir çok şeyin önüne geçebiliyor. Şuan da nasıl yazıyorsun diyorsan da dayımın bilgisayarındayım (buradan bu hayırlı buluşmaya vesile olan dayıma öpücüklerimi gönderiyorum beni Joshua'ya kavuşturdu) işte o sebeple bu yazı belkide bu yılın son yazısı olacak. Keşke kasım ayında da yazabilseydim o aya dair hiç girim yok ne acı ki. Neyse kasım ayı ağustosla kanka ola dursun ben de artık şu girizgah ve kavuşma olayını bi' sonlandırayım. O denlide abartmaya gerek yok belki de ama bu mutluluğa ihtiyacım vardı özelliklede her gün açıp sayfada hata yazısıyla karşılaşan bünyeme hediye gibi bir şey oldu.
*******
Acı kelimesi bile bünyede farklı reanksiyonlara sebep oluyor. Peki acı çekilirken bünye nelerle boğuşuyor. Bugün(aslında dün) yine gerçekte gerçekliğini reddetmeye çalıştığım o saçma "gerçekle" yüzleştim. Hani tokat gibi çarpar ya yüzüne öyleydi. Küçükken oyun oynadığın, birlikte güldüğün o küçük kızı şimdi ağlarken görmek belki de en çok ben buna dayanamadım. Empati kurmak değil, kafamdan geçen bunlar değil. Bildiğim tek şey ağır geldiği. Tıkandım aslında ve hiç bir şey söyleyemedim o ağlarken ben de sadece ağlamakla yetindim. Belki de bazen en iyisidir susmak özelliklede yerine hiç bir şey koyamayacağın o kişinin ardında kaldığın zamanlarda. Ben bugün düşündüğümde bile ürperdiğim, gerçekleştiğinde neler hissedeceğimi tahmin bile edemeğim o gerçeği bir başkasının gözlerinde, bunu yaşamak için henüz çok genç olan arkadaşımın gözlerinde gördüm. O annesini kaybetti ben sessizce ağladım ne hissettiğini anlamadan sadece kafamdan geçen tahminlerle... Sessizliğim hiç bu kadar sinirlendirmemişti beni.
*******
Bir sığınma aparatı olarak Joshua! Evet sonunda sana aparatta dedim. Özledin ya kızmamışsındır. Kafamda çok fazla şey dolanıp duruyor ama neden bunları toparlayamıyorum bilmiyorum. Sanırım kısıtlı bir zaman diliminde sana ulaşmaya çalıştığım için olabilir. Şuan saat 02:17 sunum için yaptığım araştırmalardan sonra (ki çok heyecanlandım)beynim iki katı ağırlığında gibi. Gözlerim falan da yanıyor. Yorgun beynim yorgun bedenime hükmedemiyor anlaşılan. Böyle hissetmeme karşılık güzel bir film olsa seyretmek isterim mesela. Hatta şöyle olsun bu gece ki hayalim, güzel bir film seyrediyor olayım ve uyuyakalayım nasıl olsa filmi tekrar seyretme imkanım var ama mutlu ve huzurlu bir şekilde uykuya dalma her daim insanı bulan bir şey değil ki şuan da yazdıklarım gerçekleşecek olan bir şey değil sadece ve sadece benim hayali saçmalamam. Mesela pijamalarımı hala giymedim sonra üşüyen ayaklarımı ısıtması için gözleri uyku modunda olan köpeklerimide geçirmedim ayağıma(sabitlenince üşüyen ayaklara uyuz oluyorum), dişimi fırçalamadım... Bak tamda "aa ben hep belgesel seyrederim" repliğini gerçek kılarak şuan da izlediğim belgeselden bir iki görüntüyü yorumlayıp belgeselin adını söylemek istiyorum. Çitamız çakalı olağan üstü bir performansla kovalamakta. Son manevrada da çakala bir pati isabet etmekte ve çakal sendeleyerek "iyuuk" gibi acınası bir ses çıkartmakta. Şimdi belgeselin adı afrika "katili", abicim anlamadım ki ben kim karar veriyor katil sıfatını kulanmaya. Uyuz oldum resmen ya. Şimdi o çakalın çitanın yemeğine diş uzatıp (diş uzatmak ne ya!) uzatmadığını nereden bileceğiz. Bir saniye ya üff uyuz olduğum bu belgeselde ki amacın ne olduğunu şimdi anladım. Daha da sinirlendim. Evet biraz önce kıçımdan bir şeyler uydurdum ama ortasında açınca böyle oluyor işte bir de kafa başka yerlerde olunca. Şimdi bu amcaların amacı hırsız polis oynamak gibi bir şey. Ellerinde ölü bir kurbağa ve ağır bir şekilde yaralanarak ölen bir ceylan var. Peki katil kim? Hobaaaa!!! Hayvanlar üzerinden aksiyon-gerilim filmi. Çita koşar koşar koşar bizde adrenalin üst seviye kalp atışları hızlanır vesaire amca gelir birden alakasız bir yerden "böyle böyleyse katil aslan değil" der. Ben bu karmaşayı çözemedim ve gereksiz yere fazla uzattım. Aslında ben bu paragrafta geçen 2009 senemi anlattım galiba. Bir an da okuyunca valla bilinç altı süper. Şimdi mi? Şimdim her şeyin çözüldüğü o nokta. Aslında süper. Tek problem karanlıkta elimde anahtarımla kaldım. Biri ışığı yaksın lütfen. Şunu itiraf etmeliyim ki Joshua kendime hiç olmadığım kadar gerçekçi ve acımasızızm. Bu sefer gerçeklerden tarafım. "Önceden inanmak istemediğim gerçeklerden tarafım."
Ben yeni bir çok şey öğrendim mesela. Kendimle ilgilide çok şey öğrendim. Mesela yolculuklarda yaşadığım o kabus dolu dakikaların neden olduğunu öğrendim. Sonra bazı zamanlar neden tıkanıp kaldığımı, kötü bir şey olacakmış hissinin neden kaynaklandığını, göğsümde kocaman bir taş varmış hissini falan filan. Ama bayadır yaşamıyorum şu son saydığımı. Neyse öyle böyle günler geçirdim bu senede Joshua. Ama şu zamana kadar yaşayabileceğim en üst seviyede atraksiyonda. En komiğide ne biliyor musun? Ben 12 yaşımdayken 2009'un dönüm noktam olacağının söylenmesi. Komik ama gerçek. Ne olursa olsun dolu dolu geçti 2009. Çok şey öğrendim ben bu yılda, bu yüzden belkide hayatımın yılı olabilitesi yüksek düzeyde bir yıl oldu. Tabii önemüzde ki bir on yıl içinde nasıl yıllar geçiririm bilmiyorum ama şimdilik durum bu şekilde. Galiba benden yine çok cümle, kelime aldın ama bana dair yine yabancı kaldın. Olsun üzülme kısıtlı zamanları atlatınca belki ulaşırsın bana. Sağdan sola, solda sağa geçmek zordur. Takma bu denli kafana.
Galiba bitirme zamanı geldi Joshua, uzatmakalada olmuyor bu işler nereye kadar! Son olarak,
Yaralarımı samaya yeni başlamışım meğersem. Şimdi yeni bir savaşa hazırlanıyorum Joshua...
Eşekler kadar özledim seni, çok özledim ya! Yıllardır göremediğim (engellendiğim) dostumla karşılaşmış gibi oldum. Sensiz geçen günlerimin hezeyanı içerisinde debelenirken şimdi tanrım şimdi... İnan mutluluktan ve saçmalıyor olduğumdan ne dediğimi idrak edemiyorum. Ama sen kusuruma bakmazsın sevgili beynimin sağ lobu :D Neden yoktun? Neden beni bu sanal ortamda yapayalnız bırakıp gittin? diyebilirsin. Düşünce yoluyla beni tartaklayabilirsin, hatta aşağılayabilirsin bile. Bu gece her şeye izin var ama sonrası için bir şey diyemem be Joshua! Belki de bu yazı 2009 un, hayatımın en tuhaf yılının, son yazısı bile olabilir. Gerizekalı bilgisayar formatlandığından beri blogspot.com a hata verip duruyor(dns ayarlarının yapılmış olmasına karşılık). Biliyorum çok kızgınsın bende öyleyim fakat bazen koşullar bir çok şeyin önüne geçebiliyor. Şuan da nasıl yazıyorsun diyorsan da dayımın bilgisayarındayım (buradan bu hayırlı buluşmaya vesile olan dayıma öpücüklerimi gönderiyorum beni Joshua'ya kavuşturdu) işte o sebeple bu yazı belkide bu yılın son yazısı olacak. Keşke kasım ayında da yazabilseydim o aya dair hiç girim yok ne acı ki. Neyse kasım ayı ağustosla kanka ola dursun ben de artık şu girizgah ve kavuşma olayını bi' sonlandırayım. O denlide abartmaya gerek yok belki de ama bu mutluluğa ihtiyacım vardı özelliklede her gün açıp sayfada hata yazısıyla karşılaşan bünyeme hediye gibi bir şey oldu.
*******
Acı kelimesi bile bünyede farklı reanksiyonlara sebep oluyor. Peki acı çekilirken bünye nelerle boğuşuyor. Bugün(aslında dün) yine gerçekte gerçekliğini reddetmeye çalıştığım o saçma "gerçekle" yüzleştim. Hani tokat gibi çarpar ya yüzüne öyleydi. Küçükken oyun oynadığın, birlikte güldüğün o küçük kızı şimdi ağlarken görmek belki de en çok ben buna dayanamadım. Empati kurmak değil, kafamdan geçen bunlar değil. Bildiğim tek şey ağır geldiği. Tıkandım aslında ve hiç bir şey söyleyemedim o ağlarken ben de sadece ağlamakla yetindim. Belki de bazen en iyisidir susmak özelliklede yerine hiç bir şey koyamayacağın o kişinin ardında kaldığın zamanlarda. Ben bugün düşündüğümde bile ürperdiğim, gerçekleştiğinde neler hissedeceğimi tahmin bile edemeğim o gerçeği bir başkasının gözlerinde, bunu yaşamak için henüz çok genç olan arkadaşımın gözlerinde gördüm. O annesini kaybetti ben sessizce ağladım ne hissettiğini anlamadan sadece kafamdan geçen tahminlerle... Sessizliğim hiç bu kadar sinirlendirmemişti beni.
*******
Bir sığınma aparatı olarak Joshua! Evet sonunda sana aparatta dedim. Özledin ya kızmamışsındır. Kafamda çok fazla şey dolanıp duruyor ama neden bunları toparlayamıyorum bilmiyorum. Sanırım kısıtlı bir zaman diliminde sana ulaşmaya çalıştığım için olabilir. Şuan saat 02:17 sunum için yaptığım araştırmalardan sonra (ki çok heyecanlandım)beynim iki katı ağırlığında gibi. Gözlerim falan da yanıyor. Yorgun beynim yorgun bedenime hükmedemiyor anlaşılan. Böyle hissetmeme karşılık güzel bir film olsa seyretmek isterim mesela. Hatta şöyle olsun bu gece ki hayalim, güzel bir film seyrediyor olayım ve uyuyakalayım nasıl olsa filmi tekrar seyretme imkanım var ama mutlu ve huzurlu bir şekilde uykuya dalma her daim insanı bulan bir şey değil ki şuan da yazdıklarım gerçekleşecek olan bir şey değil sadece ve sadece benim hayali saçmalamam. Mesela pijamalarımı hala giymedim sonra üşüyen ayaklarımı ısıtması için gözleri uyku modunda olan köpeklerimide geçirmedim ayağıma(sabitlenince üşüyen ayaklara uyuz oluyorum), dişimi fırçalamadım... Bak tamda "aa ben hep belgesel seyrederim" repliğini gerçek kılarak şuan da izlediğim belgeselden bir iki görüntüyü yorumlayıp belgeselin adını söylemek istiyorum. Çitamız çakalı olağan üstü bir performansla kovalamakta. Son manevrada da çakala bir pati isabet etmekte ve çakal sendeleyerek "iyuuk" gibi acınası bir ses çıkartmakta. Şimdi belgeselin adı afrika "katili", abicim anlamadım ki ben kim karar veriyor katil sıfatını kulanmaya. Uyuz oldum resmen ya. Şimdi o çakalın çitanın yemeğine diş uzatıp (diş uzatmak ne ya!) uzatmadığını nereden bileceğiz. Bir saniye ya üff uyuz olduğum bu belgeselde ki amacın ne olduğunu şimdi anladım. Daha da sinirlendim. Evet biraz önce kıçımdan bir şeyler uydurdum ama ortasında açınca böyle oluyor işte bir de kafa başka yerlerde olunca. Şimdi bu amcaların amacı hırsız polis oynamak gibi bir şey. Ellerinde ölü bir kurbağa ve ağır bir şekilde yaralanarak ölen bir ceylan var. Peki katil kim? Hobaaaa!!! Hayvanlar üzerinden aksiyon-gerilim filmi. Çita koşar koşar koşar bizde adrenalin üst seviye kalp atışları hızlanır vesaire amca gelir birden alakasız bir yerden "böyle böyleyse katil aslan değil" der. Ben bu karmaşayı çözemedim ve gereksiz yere fazla uzattım. Aslında ben bu paragrafta geçen 2009 senemi anlattım galiba. Bir an da okuyunca valla bilinç altı süper. Şimdi mi? Şimdim her şeyin çözüldüğü o nokta. Aslında süper. Tek problem karanlıkta elimde anahtarımla kaldım. Biri ışığı yaksın lütfen. Şunu itiraf etmeliyim ki Joshua kendime hiç olmadığım kadar gerçekçi ve acımasızızm. Bu sefer gerçeklerden tarafım. "Önceden inanmak istemediğim gerçeklerden tarafım."
Ben yeni bir çok şey öğrendim mesela. Kendimle ilgilide çok şey öğrendim. Mesela yolculuklarda yaşadığım o kabus dolu dakikaların neden olduğunu öğrendim. Sonra bazı zamanlar neden tıkanıp kaldığımı, kötü bir şey olacakmış hissinin neden kaynaklandığını, göğsümde kocaman bir taş varmış hissini falan filan. Ama bayadır yaşamıyorum şu son saydığımı. Neyse öyle böyle günler geçirdim bu senede Joshua. Ama şu zamana kadar yaşayabileceğim en üst seviyede atraksiyonda. En komiğide ne biliyor musun? Ben 12 yaşımdayken 2009'un dönüm noktam olacağının söylenmesi. Komik ama gerçek. Ne olursa olsun dolu dolu geçti 2009. Çok şey öğrendim ben bu yılda, bu yüzden belkide hayatımın yılı olabilitesi yüksek düzeyde bir yıl oldu. Tabii önemüzde ki bir on yıl içinde nasıl yıllar geçiririm bilmiyorum ama şimdilik durum bu şekilde. Galiba benden yine çok cümle, kelime aldın ama bana dair yine yabancı kaldın. Olsun üzülme kısıtlı zamanları atlatınca belki ulaşırsın bana. Sağdan sola, solda sağa geçmek zordur. Takma bu denli kafana.
Galiba bitirme zamanı geldi Joshua, uzatmakalada olmuyor bu işler nereye kadar! Son olarak,
Yaralarımı samaya yeni başlamışım meğersem. Şimdi yeni bir savaşa hazırlanıyorum Joshua...
Not: Her zamanki gibi sayfa düzenim berbat!
25 Ekim 2009 Pazar
Joshua...
Şuan da 24 Ekim gecesinin saat 00:51’indeyim. Neden blogta yazmıyorsun sesini de duyar gibiyim. Anlıyorum seni, yorma beni diyorsun ama namümkün be joshua! Blog yine bana kıllık yapmakta. Kim bilir yine ne zaman sayfa hata vermeyi bırakacak ve bende ancak o zaman bu yazıyı yayınlayabileceğim.
Geçen uzunca bir süre içerisinde en çok özlediklerim listesinde üst sıralara ablaya sarılıp uyumak var Joshua… Ben ne çok özlemişim ona sarılıp uyumayı. En son Ocak ayındaydı o daha gitmemişti İtalya’ya. Tartışıyoruz, kavga ediyoruz ama yine de bir yatakta sarılıp uyuyabiliyoruz. Bu gece buna ihtiyacım var Joshua… Ablamın bana sarılmasına. Kendimi ufacık, küçücük hissediyorum. Sırtımı okşayıp belki de sadece bir şişşş sesine ihtiyacım var. Ama sadece ablamdan. Hayatımın tüm keskin noktalarında ona sarılıp uyumaya ihtiyacım var Joshua… Bir kaçış mı ablamın kucağı? Hayır değil Joshua… Sonsuza dek beni sorgusuz sualsizce saracak tek kucak. Hesap sormadan. Belki kızacak ama hep bileceksin, sarıldığında geçecek. Hissedeceksin. Joshua, yorgunum, kırılganım artık kelimeleri toparlayamamaktayım. Bir cümle sonunda koşu yarışında finale varmak için depar atmış bir atlet gibiyim. Yorgunluğum, beynime nüfuz etmiş. Yılgınlığım beynimi kemirmiş. Sana yazmasam olmazdı Joshua… Kelimeler beynimin sol lobundan kaçıp sağ lobuna yerleşiyorlar. Hani kullanışsızlık bir adım daha öteye gitsin diye. Ben tutmaya çalışıyorum ucundan köşesinden ama onlar kaçıyor benden. Eğer kelimeler yoksa ortada ne kalır ki? Koskacaman bir sessizlik, suskunluk değil. Önceleri suskunluğu tatmıştım şimdiyse sessizliği. Büyüyor muyuz? Belki! Ama büyümüyor olabiliriz de Joshua… Beynimin sağ lobundan kurtulabilecek misin?
Çok uykum var. Uyumalıyım, düşünmeyi bırakmalıyım. Evet ablama sarılıp uyumalıyım… Şişşşş!
Bugünün notu: Neden? Bir çok şey için temel soru, evet. Neden blog anneannemlerde ki bilgisayarda açılırken bizde sayfa görüntülenememekte. Bu sorun kızdırıyor beni...
Sessizlik bunaltır seni, beni ve belki de onu. En çokta onu bunaltır... hadi ben seni de geçtim. "Ben" bensem "sen" her kimsen peki "o" kim? Sorularla birlikte derin sessizlik, beni buna iten her sebepten hesap sormak ister gibi sessizliğim. Susmayı zor sanırdım ben, sessizliği tatmadan önce...
Geçen uzunca bir süre içerisinde en çok özlediklerim listesinde üst sıralara ablaya sarılıp uyumak var Joshua… Ben ne çok özlemişim ona sarılıp uyumayı. En son Ocak ayındaydı o daha gitmemişti İtalya’ya. Tartışıyoruz, kavga ediyoruz ama yine de bir yatakta sarılıp uyuyabiliyoruz. Bu gece buna ihtiyacım var Joshua… Ablamın bana sarılmasına. Kendimi ufacık, küçücük hissediyorum. Sırtımı okşayıp belki de sadece bir şişşş sesine ihtiyacım var. Ama sadece ablamdan. Hayatımın tüm keskin noktalarında ona sarılıp uyumaya ihtiyacım var Joshua… Bir kaçış mı ablamın kucağı? Hayır değil Joshua… Sonsuza dek beni sorgusuz sualsizce saracak tek kucak. Hesap sormadan. Belki kızacak ama hep bileceksin, sarıldığında geçecek. Hissedeceksin. Joshua, yorgunum, kırılganım artık kelimeleri toparlayamamaktayım. Bir cümle sonunda koşu yarışında finale varmak için depar atmış bir atlet gibiyim. Yorgunluğum, beynime nüfuz etmiş. Yılgınlığım beynimi kemirmiş. Sana yazmasam olmazdı Joshua… Kelimeler beynimin sol lobundan kaçıp sağ lobuna yerleşiyorlar. Hani kullanışsızlık bir adım daha öteye gitsin diye. Ben tutmaya çalışıyorum ucundan köşesinden ama onlar kaçıyor benden. Eğer kelimeler yoksa ortada ne kalır ki? Koskacaman bir sessizlik, suskunluk değil. Önceleri suskunluğu tatmıştım şimdiyse sessizliği. Büyüyor muyuz? Belki! Ama büyümüyor olabiliriz de Joshua… Beynimin sağ lobundan kurtulabilecek misin?
Çok uykum var. Uyumalıyım, düşünmeyi bırakmalıyım. Evet ablama sarılıp uyumalıyım… Şişşşş!
Bugünün notu: Neden? Bir çok şey için temel soru, evet. Neden blog anneannemlerde ki bilgisayarda açılırken bizde sayfa görüntülenememekte. Bu sorun kızdırıyor beni...
Sessizlik bunaltır seni, beni ve belki de onu. En çokta onu bunaltır... hadi ben seni de geçtim. "Ben" bensem "sen" her kimsen peki "o" kim? Sorularla birlikte derin sessizlik, beni buna iten her sebepten hesap sormak ister gibi sessizliğim. Susmayı zor sanırdım ben, sessizliği tatmadan önce...
27 Eylül 2009 Pazar
Kabusun tam ortasında uyanamamak
Joshuaaa bizim sözlük farklı bir yapılanmaya doğru yol almış. Bugün mail adresimi kontrol etmek suretiyle gmail hesabımı bir açtım karşımda sözlükten gelen mail. Okudum yıkıldım, üzüldüm Joshua. Artık yeni sözlükte yazacağım fakat sıfır entryle. Bu durumun bende yarattığı kabus "Tanrım!!!". Hani olayın güzel yönlerini falan düşünmeye çalışıyorum artık birinci nesilim falan filan ama içim sızım sızım sızlıyor. Orada öylece kocaman bir sıfır görmek. Fakat geriye bakmak yok sözüyle yola devam etme çabası güdüyorum. Tabii bununla cebelleşirken aynı zamanda valizi toparlama da ayrı bir koldan insana sinir krizi geçirtiyor. Bu bunalımla cinnet geçirmezsem yeridir. Yarın İstanbul'dayım ve yarın okul var ikisi bir arada çifte kavrulmuş cinnet :S. Hoşgeldin Joshuacığım cinnetime. Daha fazla burada durmadan babaya yardıma koşmak lazım görüşebilmek umuduyla. Bu yıl için son kez Antalaya'dan selamlar Joshuaa :(
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)