Bugün hayatıma şöyle bir uzaktan baktım. Sevdim, bağrıma bastım onu. Mutluyum. Güzel şeyler oluyor ve hayat bazen karşınızdakinin sizi anladığı kadardır ya hani, benim karşıma öyle biri geçti ki ben leb demeden o çorum diyor yani o derece. :):) Gözlerimdeki mutluluk ruhumdaki dinginlik, aşırı sevinmelerim ani sakinleşmelerim uzaklara dalışım sonra geri dönüşümdeki şapşallığım. Güzel şeyler oluyor evet, güzel şeyler bunlar. :):)
Bugün o kadar ama o kadar şapşaldım ki...
Üniversiteyi lise mantığıyla yaşıyoruz bu karşı konulamaz bir gerçek. Bizim grup her zamanki gibi fakülte önünde kah gülüşmek kah sekuşiyle eğlenmekte kah Kıvanç'ın berbat sigarasını içmesini beklemekte ve de kah dersten kaçma planları yapmaktaydı. Işık şiddeti fazla olduğunda bir süre sonra ortalık kararırya işte bizde fazla aydınlanmaktan artık etrafımızı göremez haldeydik bu durum organik kimya dersine girmememiz gerektiğinin apaçık bir göstergesi gibiydi. İdil, Ecem, Kıvanç ve ben bu fikrin içimizde yarattığı sevinçle dalga dalga dalgalanmaktaydık. Yukarı çıkıp eşyalarımızı almamız gerekiyordu. İdille bir yandan gülüp bir yandan merdivenleri çıktık ve koridordan sağa döndüğümüzde organik dersini işleyeceğimiz sınıfın önündeki kalabalığı gördüğümde nedense ayırt ettiğim tek kişi Gizem oldu. Gizem diye çığlığı basıp yanına hızlı adımlarla sağa sola debelenerek gitmek suretiyle ağzımdan organik dersine girmiyoruz hadi kaçıyoruz demem 2 sn bilemedin 3sn sürdü ama başımı yalnızca ve yalnızca 1 derece döndürdüğümde organik kimya hocamızı görmem paha biçilemezdi.
-Sen bilirsin istersen kaç ama sınavda bu dersin %70 çıkacak ona göre.
-Olsun ben yinede kaçacağım nihohahahaha.
//
Flashback- herhangi bir kimya dersinde Mehmet Hoca ile göz göze gelen Nihan'a hoca'dan itiraflar:
Bu kız beni deli ediyor, Sen sınıfın manyağı mısın?, Dikat sorunun var spor yapmalısın ya da dans etsende olur unutma anksiyete ciddi bir hastalıktır.
İlk organik dersi: (Derse gireli 15-20 dakika oldu ve konuşmama rekoru kırıyorum)
- Sen çok geveze birine benziyorsun.
-Daha ağzımı bile açmadım hocam.
-Gözünden belli oluyor konuşkan seni :):)
//
Gün sonunda öğrenilinirki organik kimya konuları bu dönem için bitmiş. Ders bitti şimdi dağılabilirsiniz.
Sanırım bu duruma üzülüyorum. Hayatımda ilk defa bir hoca beni anlamıştı. Dikkat dağınıklığım üzerine benimle konuşmuştu ve Mehmet hoca 2. dönem yok. Sanırım son dersine girmeliydim, ben kaybettim. :(:(
İyi geceler... Hey Joshua ;)
10 Aralık 2010 Cuma
21 Ekim 2010 Perşembe
Susmalıyım.
Konuşmamalıyım, kafamın içinde ki sesler susmalı. Her seferinde bir yanılgı, her seferinde bir yenilgi... Durmalıyım, düşünmemeliyim ki daha fazla üzülmemeliyim. Kendimi kandırmamalıyım oysa en sevdiğim şey bu değil mi? Kabullenmeliyim gerçeği kaçmamalıyım. Peki neden? Artık bıktım bu sorudan ne kadar çok vaktim var benim bu saçma sapan şeyleri düşünmek için. Sıkıldım kendimden ve tüm yanılgılarımdan. Gerçekle karşılaşınca topallamalarımdan sıkıldım. Nedir bu bende ki bitmek tükenmek bilmeyen sonradan sıkıntılara sebep olan düşünceler. Sus karga sus, kapa düşüncelerinin çenesini yasaklıyourm sana tüm "ya öyleyse" li cümleleri.
6 Ekim 2010 Çarşamba
Bir ilke daha imza attım
Dün gece Bernacığımda kaldım. Geçmiş, gelecek tüm acı çektirtecek ne kadar konu varsa ortaya döküldü saçıldı salya sümük ağlandı falan filan. Bir de üç kız oturup ağlayınca daha da bir tuhaf oldu tabi. O değil de ben kimi dinlesem ağlıyorum. Berna'nın ev arkadaşı Nazlı, o anlatıyor ben ağlıyorum Berna anlatıyor yine ağlıyorum sonra kendim anlatıyorum ağlıyorum. İstem dışı yaşlar süzülüveriyor gözümden. Olsun hepimize iyi geldi bence bu terapi. Neyse ilke gelelim bence, hayatım boyunca ilk defa birisiyle yüz yüze uyudum daha doğrusu uyuyabilmişim kendime şaşırdım. Ben yüz yüze hiç uyuyamam nedense tahammül edemiyorum, ya ben arkamı dönücem ya da yanımda ki bana arkasını dönecek. Yeter ki yüz yüze uyumayalım. Tabi Bernayla öyle bir uyumuşuz ki sabah uyandığımda gayet birbirimize sarılmış bir şekilde buldum ikimizi. Oysa gece öyle mi yatmıştık gayet kıçımızı dönmüş birbirimize, öyle uyumuştuk. Demek ki olabiliyormuş.
Dersler çok ağır geçiyor be. Artık beynim almıyor gece gece. Şu anda da uykum var nedense, direniyorum yatağa girmemek için. Neyse gideyim uyuyayım ben en iyisi.
Dersler çok ağır geçiyor be. Artık beynim almıyor gece gece. Şu anda da uykum var nedense, direniyorum yatağa girmemek için. Neyse gideyim uyuyayım ben en iyisi.
3 Ekim 2010 Pazar
Bu havalarda fazla gelmeyin üstüme, biyolojik bir açıklaması var inanın!!
Öncelikle neresinden tutsam kelimelerin de adam gibi cümleler kurabilsem diye düşünüyorum. Epey olmuş ben yine yazmayalı. Muhtemelen yine saçmalayacağım. Başlıktan da anlaşılacağı gibi bir derdim var benim. Bulaşmayın bana bu havarlarda. Şimdi size dinazorların yok oluş hikayelerinden birini anlatacağım ve benimle alakalı olarak bir bağlantı kurucağız. Cidden.
Dinazor adında ki zavallı hayvancıklar (tamamen nesilleri tükendiği için zavallı sıfatı kullanılmıştır yoksa haddime mi!!) bundan bi' 200-250 milyon yıl önce dünyaya merhaba demişlerdir. Şöyle bi' 100-150 milyon kadar bir sürede gerek dünya üzerinde koşmak, uçmak ve de avlanmak gibi faaliyelerde bulunmuş oldukları gibi kendi nesilleri içinde sevimli yavrular dünyaya getirmişlerdir. Git gide çoğalmışlar ve büyük bir saltanata kavuşmuşlardır. Tabi her yükselişin bir çöküşü de vardır elbet. Zavallı dinazorcuklar mutlu mesut tüm güç dengeleri ellerinde dünya üzerinde sefa sürerlerken tüm Hollywood filmlerinde de olduğu gibi devasal boyutta eşek kadar bi' gök taşı Amerika'ya düşmüştür. Zaten neden bütün filmlerde tüm felaketlerin Amerika'nın başına geldiğini de bu durum açıklamaktadır. (Amerika ile aynı kaderi mi paylaşıyorum tanrım ben?) Çarpışma o kadar şiddetli olmuştur ki dünya üzerinde yaşayan canlı türü %60-%70 azalma göstermiştir. Gariban canlılar oradan oraya uçuşmuşlar neye uğradıklarını şaşırmışlardır. Neyse efendim bu çarpışmayla tabi ki çok miktarda toz bulutu oluşmuş ve bu tozlar atmosferi kaplamıştır. Güneş ışınları yer yüzüne ulaşamamış ve dünya çok uzun süre karanlıkta kalmıştır. Yeryüzünü ısıtıp aydınlatmayan güneş ışığı fotosentezi durdurmuş ve dünyayı soğumaya ve donmaya terk etmiştir. Peki bu gariban dinazorlar bundan nasıl etkilenmiştir? Bilindiği üzere dinazorlar soğukkanlı hayvanlardır aynı kurbağalar ve yılanlar gibi. Her insan evladı hayatında bir kere tam zıplarken soğuktan kaskatı kesilip donmuş bir kurbağa görmüştür elbet. İşte dinazorlarda bu soğuk dünya üzerinde hareket yeteneklerini yavaş yavaş kaybetmiş ve de donmuşlardır. Bu durum kime yaramıştır? Elbette ki sıcakkanlı hayvan oğlu hayvanlara. Sıcakkanlı hayvanlar vücut ısılarını ortam sıcaklığına göre ayarlayabildikleri için doğuştan şanslı kesimi oluşturmuşlardır tıpkı biz Homo sapiens sapiens ler gibi. Tabi bu sıcakkanlı bol hareketli hayvanlar donmuş hareketsiz zavallı savunmasız dinazorları kemirmeye, yumurtalarını yemeye, her türlü kavurma olsun sote olsun çeşitli şekillerde tüketmeye başlamışlardır. ve böylece dinazorların sonu gelmiştir. Bir saltanat yok olmuş harab olmuştur. O devasal cüsseler dünya üzerinden ilalebet silinmiştir. Neden? Belki bir keseli sıçan yüzünden ne demiş atalarımız kurt kocayınca köpeğin maskarası olurmuş. Sanırım bu noktada gözyaşlarıma hakim olamayacağım.
Şimdi bu durumun benimle ne alaksı olduğunu merak ediyorsunuz. Bu yine ne saçmalıyor diyorsunuz biliyorum. Şu yaklaşan hatta dan diye gelmiş olan soğuk havalarda benim zavallı beyin hücrelerim donuyor. Hareket yeteneklerini kaybediyorlar, bölünemiyolar. (not: beyin hücrelerinin bölündüğü kanıtlanmıştır artık yok olmalarından korkmamıza gerek kalmadı) Hatta düşünme aktivitemi bile yitirebiliyorum. Böyle hareketlerimde bir yoğunlaşma git gide katılaşma kendini gösteriyor. Bu sebeple dışarı çıkmak olsun, eğlenenceli aktivitelere katılmak olsun hepsinden mahrum kalmak ve bir köşeye sığınmak istiyorum. Yoksa ortalık yerde donup kalıvereceğim ve bir keseli sıçana kurban olup gideceğim. Yazık değil mi bana?
Bugün için öncelikle Ayşegülcüğümden özür dilerim. Daha sonra dün bütün gün Filiz'le buluşmak için planlar yapan zihnimin sabah donduğu için (havalar yüzünden) kendi yaptığım plana sadık kalamayıp Filiz'le irtibata geçmediğim için Filizciğimden özür dilerim. Ayrıca bütün bir hafta İdilciğim ve Handeciğimin başının etini yediğim içinde özür dilerim. Son olarak 21 yıldır beni çekmek zorunda kalan çilekeş anneciğimden ve de babacığımdan da özür dilerim. Nilay senden özür dilemiyorum çünkü sen bir abla olarak beni çekmek zorundasın. Hem de ölene kadar, ne kadar eğlenceli değil mi?
Beni bu havalar mahvetti. Valla.
Dinazor adında ki zavallı hayvancıklar (tamamen nesilleri tükendiği için zavallı sıfatı kullanılmıştır yoksa haddime mi!!) bundan bi' 200-250 milyon yıl önce dünyaya merhaba demişlerdir. Şöyle bi' 100-150 milyon kadar bir sürede gerek dünya üzerinde koşmak, uçmak ve de avlanmak gibi faaliyelerde bulunmuş oldukları gibi kendi nesilleri içinde sevimli yavrular dünyaya getirmişlerdir. Git gide çoğalmışlar ve büyük bir saltanata kavuşmuşlardır. Tabi her yükselişin bir çöküşü de vardır elbet. Zavallı dinazorcuklar mutlu mesut tüm güç dengeleri ellerinde dünya üzerinde sefa sürerlerken tüm Hollywood filmlerinde de olduğu gibi devasal boyutta eşek kadar bi' gök taşı Amerika'ya düşmüştür. Zaten neden bütün filmlerde tüm felaketlerin Amerika'nın başına geldiğini de bu durum açıklamaktadır. (Amerika ile aynı kaderi mi paylaşıyorum tanrım ben?) Çarpışma o kadar şiddetli olmuştur ki dünya üzerinde yaşayan canlı türü %60-%70 azalma göstermiştir. Gariban canlılar oradan oraya uçuşmuşlar neye uğradıklarını şaşırmışlardır. Neyse efendim bu çarpışmayla tabi ki çok miktarda toz bulutu oluşmuş ve bu tozlar atmosferi kaplamıştır. Güneş ışınları yer yüzüne ulaşamamış ve dünya çok uzun süre karanlıkta kalmıştır. Yeryüzünü ısıtıp aydınlatmayan güneş ışığı fotosentezi durdurmuş ve dünyayı soğumaya ve donmaya terk etmiştir. Peki bu gariban dinazorlar bundan nasıl etkilenmiştir? Bilindiği üzere dinazorlar soğukkanlı hayvanlardır aynı kurbağalar ve yılanlar gibi. Her insan evladı hayatında bir kere tam zıplarken soğuktan kaskatı kesilip donmuş bir kurbağa görmüştür elbet. İşte dinazorlarda bu soğuk dünya üzerinde hareket yeteneklerini yavaş yavaş kaybetmiş ve de donmuşlardır. Bu durum kime yaramıştır? Elbette ki sıcakkanlı hayvan oğlu hayvanlara. Sıcakkanlı hayvanlar vücut ısılarını ortam sıcaklığına göre ayarlayabildikleri için doğuştan şanslı kesimi oluşturmuşlardır tıpkı biz Homo sapiens sapiens ler gibi. Tabi bu sıcakkanlı bol hareketli hayvanlar donmuş hareketsiz zavallı savunmasız dinazorları kemirmeye, yumurtalarını yemeye, her türlü kavurma olsun sote olsun çeşitli şekillerde tüketmeye başlamışlardır. ve böylece dinazorların sonu gelmiştir. Bir saltanat yok olmuş harab olmuştur. O devasal cüsseler dünya üzerinden ilalebet silinmiştir. Neden? Belki bir keseli sıçan yüzünden ne demiş atalarımız kurt kocayınca köpeğin maskarası olurmuş. Sanırım bu noktada gözyaşlarıma hakim olamayacağım.
Şimdi bu durumun benimle ne alaksı olduğunu merak ediyorsunuz. Bu yine ne saçmalıyor diyorsunuz biliyorum. Şu yaklaşan hatta dan diye gelmiş olan soğuk havalarda benim zavallı beyin hücrelerim donuyor. Hareket yeteneklerini kaybediyorlar, bölünemiyolar. (not: beyin hücrelerinin bölündüğü kanıtlanmıştır artık yok olmalarından korkmamıza gerek kalmadı) Hatta düşünme aktivitemi bile yitirebiliyorum. Böyle hareketlerimde bir yoğunlaşma git gide katılaşma kendini gösteriyor. Bu sebeple dışarı çıkmak olsun, eğlenenceli aktivitelere katılmak olsun hepsinden mahrum kalmak ve bir köşeye sığınmak istiyorum. Yoksa ortalık yerde donup kalıvereceğim ve bir keseli sıçana kurban olup gideceğim. Yazık değil mi bana?
Bugün için öncelikle Ayşegülcüğümden özür dilerim. Daha sonra dün bütün gün Filiz'le buluşmak için planlar yapan zihnimin sabah donduğu için (havalar yüzünden) kendi yaptığım plana sadık kalamayıp Filiz'le irtibata geçmediğim için Filizciğimden özür dilerim. Ayrıca bütün bir hafta İdilciğim ve Handeciğimin başının etini yediğim içinde özür dilerim. Son olarak 21 yıldır beni çekmek zorunda kalan çilekeş anneciğimden ve de babacığımdan da özür dilerim. Nilay senden özür dilemiyorum çünkü sen bir abla olarak beni çekmek zorundasın. Hem de ölene kadar, ne kadar eğlenceli değil mi?
Beni bu havalar mahvetti. Valla.
30 Ağustos 2010 Pazartesi
Kabul
Bu sabah bok gibi uyandım. Rüyamda katildim. Katil miydim? Zamanı sürekli durduruyordum oysa yaptığım sadece telefonumun çalar saatini durdurmaktı. Geç kalıyordum, zaman yetersizdi ya da ben yettiremiyordum. Bir şeyler atıştırdım, özensiz giyindim, dişlerimi fırçaladım ve asıktan hallice suratımla kendimi sokağa attım. Somewhere over the rainbow'u dinledim, hala aynıydım. Kafamda dünden beri aynı replik vardı. "Daha önce hiç birini öldürdün mü? -Birinin hislerini incittim."
Sonra hastahanenin kapısından içeri girdim, artık normaldim. Biraz ironik değil mi?
Sonra hastahanenin kapısından içeri girdim, artık normaldim. Biraz ironik değil mi?
27 Ağustos 2010 Cuma
24 Ağustos 2010 Salı
Beğenmediğim ünlü kadınlara benzetilmek dışında hoş aslında böyle, güzel falan...
Günler güzel geçiyor aslında hızına yetişemiyormuşum gibi. Bu staj olayı çok tuhaf, hoşuma gidiyor bir yerde. Sabah erkenden kalkıp hiç penceresi olmayan yalnızca beyaz bir ışığın hakim olduğu bir yere gidiyorum. Akşam 5'te çıkıyorum (gönüllü stajyer olma torpili :D:) sabah 8:30'dan akşam 5'e kadar sanki hayat duruyor. Yaşanmıyor gibi. Mesela şu anda yorgunluktan ölüyorum ve uyumak için adeta çıldırıyorum. Akşam 5'ten bu saate kadar işte hayat bu kadar. Kısayken daha iyi oluyor sanırım. :P:D:D
Aslında itiraf etmeliyim ki 2 hafta boyunca laboratuar sorumlularımız Elmas Abla, Sinem Abla doktorumuz Gülveren Hanım tarafından iltifatlar duymak çok hoşuma gidiyordu. Özellikle Gülveren Hanım beni çok beğendiğini Miss Turkey'i katılmayı düşünüp düşünmediğimi bile soruyordu (ben o işler için artık çoktan karta kaçtım Gülveren Hanımcım, o kızlar 18'lik benim yaşım almış başını gitmiş diyemedim tabi ki) ee tabi insanın hoşuna gidiyor bir yerde ama ta ki bugüne kadar. Evet bugün beni Bergüzar Korel'e benzettiler. Sanırım bu ömür boyu başıma gelecek sevmediğim, beğenmediğim kadınlara benzetilmek Penelope Cruz gibi Asuman Krause gibi... Sevmiyorum, beğenmiyorum gelip beni buluyor. Birde beğenmediğimi söylediğim halde ısrarla benzetmiyorlar mı hakaret mi ediyorsunuz kardeşim? Tabi Charlize Theron'a benzetecek halleri yok ya :D:D:D Ama bugün demedim "ben o kadını hiç beğenmiyorum" diye. En acıklısı da inek gibi baktığını düşündüğüm bu zat-ı muhteremin bakışları gibiymiş bakışlarım. Demek ki bende inek gibi bakıyorum, Tanrım beni yanına al tamam tüm tekliflerini kabul ediyorum. :D:D:D:D
Neyse Joshh renkli ojelerim ve ben adlı şu anda uydurduğum projemde mor oje ayağındayız. Bugün mavi ojelerimi çıkarttım ve mor ojelerimi sürdüm. Vatana millete hayırlı olsun. :P:D:D Yeşil ve fosforlu pembe başı çekmekte tabi hadi hayırlısı.
İyi geceler Joshua ;)
Aslında itiraf etmeliyim ki 2 hafta boyunca laboratuar sorumlularımız Elmas Abla, Sinem Abla doktorumuz Gülveren Hanım tarafından iltifatlar duymak çok hoşuma gidiyordu. Özellikle Gülveren Hanım beni çok beğendiğini Miss Turkey'i katılmayı düşünüp düşünmediğimi bile soruyordu (ben o işler için artık çoktan karta kaçtım Gülveren Hanımcım, o kızlar 18'lik benim yaşım almış başını gitmiş diyemedim tabi ki) ee tabi insanın hoşuna gidiyor bir yerde ama ta ki bugüne kadar. Evet bugün beni Bergüzar Korel'e benzettiler. Sanırım bu ömür boyu başıma gelecek sevmediğim, beğenmediğim kadınlara benzetilmek Penelope Cruz gibi Asuman Krause gibi... Sevmiyorum, beğenmiyorum gelip beni buluyor. Birde beğenmediğimi söylediğim halde ısrarla benzetmiyorlar mı hakaret mi ediyorsunuz kardeşim? Tabi Charlize Theron'a benzetecek halleri yok ya :D:D:D Ama bugün demedim "ben o kadını hiç beğenmiyorum" diye. En acıklısı da inek gibi baktığını düşündüğüm bu zat-ı muhteremin bakışları gibiymiş bakışlarım. Demek ki bende inek gibi bakıyorum, Tanrım beni yanına al tamam tüm tekliflerini kabul ediyorum. :D:D:D:D
Neyse Joshh renkli ojelerim ve ben adlı şu anda uydurduğum projemde mor oje ayağındayız. Bugün mavi ojelerimi çıkarttım ve mor ojelerimi sürdüm. Vatana millete hayırlı olsun. :P:D:D Yeşil ve fosforlu pembe başı çekmekte tabi hadi hayırlısı.
İyi geceler Joshua ;)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)