28 Mart 2015 Cumartesi

Üç nokta, ...

Bir bank olmalı önünde ağaçlar uzanan ve o banka oturduğumda uzaktan da olsa denizi görebilmeliyim. Deniz olmazsa göl de olur o da yoksa su birikintisine bile razı olurum. Ama su olsun, lütfen! Tam ortasına oturduğum bankta not defterimi çıkartmalıyım. O an aklımdan ne geçiyorsa tereddüt etmeden yazmalıyım. Çünkü bazen insan kendi düşüncelerinden utanır, sıkılır. Ben sıkılmadan yazmalıyım. Kabullenmiş gibi... Kafamın içi sakinleşince etrafı seyretmeliyim ayrıntılı bir şekilde. Mesela gün ağarırken yağan yamurun toprağı çamura çevirip bir yaprak parçasını nasıl sarmaladığını ve şimdi güneş batarken kurumaya yüz tutmuş toprakta nasıl çürüyeceğini düşünmeliyim. Ya da on adım öteme konan bir karganın kanadından düşmek üzere olan tüyü seyretmeliyim. O kara tüylerinin arasında beyaza çalan bana komik gelen kısımlara gülmeliyim. Kanatlarını açıp çırptığında bir bir tüyleri dökülecek gibi hızla uçup gidişini seyretmeliyim. Geri gelmeyecek olmasının bende bir acı yaratmayacak oluşuna sevinmeliyim. (Belki o karganın komik ve bir o kadar da tatlı yürüyüşüne de takılabilirdim elbet. Evet, evet o da olabilirdi.) Oturduğum bankın yakında bir de çınar ağacı olmalı ve nemli gövdesinde yeşermekte olan küçük dal oturduğum yerden bana gülümsemeli. Bankta yalnız oturmalıyım ama yalnız hissetmemeliyim. Sevdiğim her şey ve herkes iki dudağımın arasında olmalı. Çağırsam gelecek gibi... Yüzüm gülmeli, tüm karanlık duyguların çekildiğini hissetmeliyim kuytulara, benden uzağa. Zaman yavaşlamalı ve ağırlaşmalı içimi sıkarak değil ama her şeyi algılayabilmemi ve zihnimi güzelce doyurabilmemi sağlayabilmek için. Bir nevi bana yardım gibi...  Sonra kalkıp oturduğum o pastel yeşili güzelim banktan beni huzura çağıran o yere, o eve yürümeliyim. Dilimde bir şarkı aklımda karganın kanadından düşmek üzere olan dibi beyaza çalan komik tüyü, ilerlemeliyim zaman akıp gitmiyormuş gibi acelesiz ve sakin...

Şimdi söylemeliyim şarkımı...

"Güneşin aynasında ben
Bende bir düş
Düşte bir çocuk, çocukta yol
Yolda toz, tozda avuç, avuçta kader
Kaderde sen, güneşte akşam oluyor
Ben düşünürken 

Düşüncemin çiçeğindesin
Yedi iklim dört mevsimdesin
Canımın yongalarında
Gölge gibi hep peşimdesin
Kırmızının kuytularında,
Yeşilin uykularında,
Karanfilin kokularında
Şebnem olur gider gözlerin

..."


Umudumu yitirdiğim ve daha birçok kez yitireceğim günlerin anısına gelsin. Üzüntüden hasta olduğum, aklımı toplayamadığım ve çıldırmak üzere olduğumu sanıp zihnimin en keskin gerçeğine toslayarak ne oluyoruz dediğim, çıkmaza sürüklendim deyip yola devam ettiğim anlarıma gelsin. Bir insanın en büyük düşmanı kendi zihninde kurduğu tuzaklara yenildiği andır, bunu idrak ettiğim her dakika için gelsin. Tüm yaşamım boyunca tanık olmadığım kadar ölüme şahit olduğum bir yıl için gelsin. İçimi yaka yaka giden o güzel insanın ardından kalbimde devam eden yas için gelsin. Daha dört gün önce gencecik bir kalbin nasıl durduğuna tanık olup içimi eze eze hayatın mutsuzluk için ne kadar kısa olduğunu tekrar anladığım o gün için gelsin. Geçmiş kavgasında kendimi sıyırmaya çabaladığım günlere, bugüne gelsin. İnsanların neden bu kadar bencil ve vicdansız olduklarını anlayamadığım her gün için gelsin. Zihnimde kararan düşünceler olmadan manzaraya takılıp kaldığım zamanlar için gelsin. Söylediğim bu şarkı bir yanı buruk ama tatlı melodisiyle, mutsuzluktan öldüğümüzü sanmayalım diye gelsin...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder